3. Sezon — Soru 405 Zorluk: 5/5
Üzerine lâmba konan tahta lâmbalığa ne denir?
Ek Bilgi: Gaz lambası
Bugünün çocuklarına masal diye anlatabilirsiniz... Türkiye'de geniş bir kuşak, hayatını gaz lambasının ışığında kurtarmıştır... Elektriğin yalnızca sokak lambalarını yaktığı yıllarda, evler gaz lambasıyla, bilemedin lüks lambasıyla aydınlatılırdı. Gaz lambasını bulmak bile önemli bir olanaktı. Kimileri, gazyağı alacak paradan bile yoksundu! Her Allahın günü lambaya gaz koymak, enikonu varlıklı olmak anlamına gelirdi? İnsanlarımız, gün doğumuyla uyanır, güneş batınca, akşam namazını, yatsıyı kılar, kafayı yastığa koyardı.
Gaz lambası yakılmadan önce, önce şişesi temizlenirdi uzun uzun. Bir çubuğun ucuna bez parçası takılır, numaralı lamba şişesinin içi isten, kirden arındırılırdı. Sonra haznesine -eksilmişse ya da bitmişse- gaz eklenir, fitili düğmeden ayarlanır ve ateşlenirdi. Fitil uzun olursa lamba is yapar, kısık olursa ışık az olurdu; bu nedenle fitil ayarı önemliydi.
Lamba yakılıp duvardaki yerine asılırdı. Ya bir çiviye asılırdı, ya da tahtadan özel yapılmış lambalığa konulurdu. O tahta lambalık da nakışlı, süslü olurdu. Lambanın ışığı loş, sarımtırak olur; odadaki insanların görüntüsü duvarlarda gölge oyununa dönüşürdü. Gaz lambası hangi odada yanıyorsa, orası ince bir gaz kokusuyla dolar, ayrıca odanın tavan direkleri zamanla kararırdı.
Gazyağı bulunmadan önce ne yakarmış insanlar, neyle aydınlanırlarmış? Haşhaş yağı, zeytinyağı kullanırlarmış aydınlanmak için. İçyağından mum yaparlarmış? vs.
Evlerde okula giden çocuklar varsa -ki bütün çocuklar okuyacak diye bir kural yoktu, kimileri de kestirmeden bir zanaat ustasının yanına çırak verilirdi- o evin gaz tüketimi artardı; çünkü çocuklar, gerekirse gece yarılarına kadar oturup lamba ışığında ders çalışırlardı. Sarı, titrek lamba ışığında gözlerini kör edercesine ders çalışan çocuklara kimseler ses çıkarmazdı gaz tüketiyor diye? ?Bu çocuk adam olur!? derlerdi gizli bir övünme duygusuyla? O ölgün ışıkların altında kitaplar devirerek okumuş, nice aydın kişi, yazar, bilim adamı, devlet adamı yetişmiştir; adlarını saysanız uzun listeler oluşturur?
Elektrik kullanımı yaygınlaşınca, lamba şişesi temizlemekten, is kokulu odalarda oturmaktan, ölgün sarı ışıkta ders çalışmaktan kurtuldu insanlarımız. Elektriğin düğmesine basınca, bütün odalar, salonlar gün ışığına kavuşurcasına aydınlanır oldu. İnsanımız o kadar rahat etti ki elektrik sayesinde, Anadolu'da, elektriği icat eden Edison'un ruhuna dua eden kimseler oldu. Ardından, gelsin radyolar, elektrikli ütüler, elektrikli süpürgeler, soğutucular, çamaşır makineleri, bulaşık makineleri? Hepsi peş peşe sökün etti. Bugün elektrik bir günlüğüne kesilecek olsa, herkes isyan ediyor. Elektriksiz yaşayamayacağımızı anlıyoruz.
Elektrik önce kentlere geldi, bilindiği üzere. Kentler ışığa, aydınlığa daha erken kavuştu. Kasabalar, köyler daha uzun süre gaz ve is kokusunu koklamak durumunda kaldı. Kırsal kesim insanlarının gözünde kentlerin çekiciliğinin bir nedeni de, hiç kuşkusuz, kentlerin elektriğe daha önce kavuşmuş olmasıdır. Susuz, elektriksiz köy yaşamı nice doğal öğelerden oluşsa da, insanımızı büyük kentlere iten etmenlerden biri olmuştur.